BEKLEMEDEYİZ - 10 Ağustos2010

Beklemedeyiz...

Olagelen sürecin devamında filmler beklediğimiz gibi bitmiyor. Büyük bir süratle başlayan serüven ivmesini giderek yitiriyor. Sanki "beklemeyin" der gibi..


Sanki "zannettiğiniz gibi bir final beklerseniz, daha çok beklersiniz" der gibi..

Çoğumuz süratle gelişen olayların aynı süratle bir "son"a varacağını zannediyoruz. Tahmin ettiğimiz bir "son"a.
Ama o "son" hiçbir zaman kurguladığımız gibi olmuyor, olamıyor.
Olursa da başka yollardan gidiyor.
Küll-i İradenin Cüz-i İradeye hakimiyeti...
Çok yoğun.

Bu golf oyununda belki top yine aynı deliğe giriyor ama birçok ağaca çarparak, gölün üzerinde kaydırmalık taşlar gibi sekerek, çizgi filmlerdeki gibi başına birçok macera gelerek. Beklediğimiz zaman ve şekilde değil.
Bize sanki tüm alternatifleri gösterircesine.
Usta bir bilardo oyuncusunun topun ve vuruşun mükemmelik derecelerini öğrencisine gösterircesine..
Öğreterek, göstererek... görene, görebilene...

İşlerin yolunda gitmediğini zannettiğiniz zamanlarda topu ve topa vuruşu düşünün.
Final deliğe çok uzak düşen topların size anlatmak istediklerini duymaya çalışın.
Topun düştüğü yere dikkat edin. Orada sizi ne bekliyor? Niye düşündüğünüz kadar hızlı gitmedi, niye hedefe ulaşamadı ya da başka yöne gitti.


Çok mu heyecanlıydınız?
Çok mu korkuyordunuz?
Çok mu istiyordunuz?
Hırs mıydı, azim mi?
Bekliyor muydunuz?
Neyi?
Başarı, mutluluk, tatmin, takdir?
Hep beklemedeyiz, beklemelerdeyiz...
Beklediğimiz gibi olmayanlara üzülmelerdeyiz.
Beklediğimiz gibi olanlarda bile bir sonraki beklemelerin kaygı ve tasasındayız.
Beklemedeyiz..
O günü, o anı, o sonucu, O'nu...

Sadece beklemeyi seçerken neler ıskaladığımızı farketmeden, farkettiklerimizi hazmetmeden, kütüphanemize yerleştirmeden...beklemedeyiz.


Film seyrederken sonu "beklediğimiz gibi" olmayınca filmi şaşırtıcı buluyor ve beğeniyoruz. 
-Çok çarpıcı bir finaldi, hiç tahmin etmiyordum' diyoruz.
Film kendi filmimiz olduğu zaman ise hiçbir sürprize tahammülümüz yok.
-Beklediğim hiçbir şey olmuyor, bu kadarını beklemiyordum vs.vs..hayal kırıklıkları, güvensizlik, umutsuzluk...
Kutsal senaryonun "beklenmedik olaylarda" insanın tekamülüne en büyük hizmet eden "fırsatları" sunduğunu bildiğimiz halde bunu kabullenemiyoruz.

İnsanın "kaos" ortamında kendini geliştirebilmesi için büyük imkanlar varken biz sızlanmayı seçiyoruz.
Mitolojide Pan, Felsefe ve Edebiyatta Nietzsche bundan bahsederken bunları hayranlıkla okuyor ancak hayata geçirmede zorluklar hatta bazen imkansızlıklar yaşıyoruz.


Rahatsızlığını bugün öğrendiğim büyük Usta Bert Hellinger'in tek cümle ile özetlediği gibi...
-Kabul edin ve özgürleşin...


Aslında bu kadar sade, bu kadar öz...
Beklemedeyiz, beklentilerle bekliyoruz ve beklemeye hiç tahammül edemeden...
Hemen olmalı, şimdi olmalı, hemen, bu hafta, yarın, bu saat......
Arda'cığımın söylediği gibi "sabrın içinde sabrı" öğrenmeye, golf topunun her düştüğü yerdeki rengi, dokuyu, kokuyu öğrenmeye hazır mıyız?
Zaman tahdidi olmadan, sınavsız, kaygısız, tasasız öğrenmelere hazır mıyız?
Küll-i İradenin mükemmellini seyretmeye sabrımız var mı?
Beklentisiz beklemelere geçebilecek miyiz?
Yarınki filmimizin fragmanlardaki gibi olmayışı bizi yine üzecek mi?
Yoksa "Senarist"in mükemmeliğini alkışlayabilecek miyiz?
Kendi filmimizin her karesinin tadını çıkararak, gururunu yaşayarak, başrolümüzü "rol yapmadan" oynayabilecek miyiz?

Senaryosu yazılmakta olan filmlerinizde tüm ödüller zaten sizin.
Hiçbir jüri sizin o filmi oynarken yaşadıklarınızı sizin kadar bilemez.
Hiçbir seyirci, sizi sizin kadar anlayamaz..
Beklemeyin..
Siz o rolün hakkını veriyor musunuz?
Rol yapmadan filmi yaşayabiliyor musunuz?
Büyük Jürinin gözüne girmek için değil bu film "size ait" olduğu için dolu dolu yaşayabiliyor musunuz?

Yazımın sonunda çarpıcı bir final cümlesi lütfen beklemeyin.


Dt.Turgay Köyağasıoğlu