BÜTÜNSEL (HOLİSTİK) TIP - 01 Mart 2010

17 yıl hizmet verdiğim S.S.K Ağız Diş Sağlığı Merkezi her günüyle kâh trajik kâh komik senaryoları ile bir “stand up” çının en az birkaç yıllık gösterisine konularında malzeme olacak bir yerdi. Hem de hiç bir ekleme yapmasına gerek kalmadan. Gelen hasta tipleri ilk intibaları ile ne için geldiklerini açıkça belli ederlerdi.Hele bir-iki sene çalışmışlığınız ve o havayı koklamışlığınız varsa hadiseyi kavramak çok kolaylaşırdı.

 

Bir diş tedavi merkezi olan ünitemize bazen diş tedavisi için gelen hastalar da olurdu! Bazen de diş tedavi amacıyla geldiğini söyleyen ancak farklı beklentiler için gelenlere de rastlamak mümkündü. Bu akıllarda hemen -nasıl yani- sorusunu getiriyor muhakkak. İlk etapta fesat bir anlayışla aklımıza gelen alternatif de yok değil ancak burada paylaşmak istediğim bambaşka bir şey.

 

Ağzında 10 hadi bilemediniz 12 diş olan bir teyzemi hatırlıyorum da, senelerce evet senelerce haftada en az 2-3 kez müracaat fişini alır ve doktora çıkardı. Her seferinde dişlerindeki şikâyetleri anlatırdı

 

Onlarca kez dolguları yenilenmiş, diş taşları temizlenmiş, diş filmleri çekilmiştir. Diş çekimleri yapılmış, eksik dişlerin yerine protezler yapılmış, sonra bu protezlerden şikâyetler dönemi başlamış, protezler sökülmüş sonra tekrar yapılmış, sonra tekrar sonra tekrar...

Daha sonra dişler çekilmek durumda kalınmış haliyle yeni destek dişler alınmış ve yine ve yine....yeni, yine, yeniden....

 

Bu teyzemi daha sonra bir başka hastanede gördüm. Kendi sağlık sorunlarım için gittiğim S.S.K ‘nın büyük hastanesinde. Teyzem yine fiş kuyruğundaydı. Bu sefer belki dahiliye belki KBB. Bir başka gün teyzem yine kuyrukta, sonra yine kuyrukta. Bütün hastanelerin kadrolu hastası gibi. Ben sadece bizim hastaneyi ziyaret ettiğini düşündüğüm bu teyzem her yerdeydi ama her yerde. Kuyrukta örgü örüyor, banklarda simit, çay yiyip içiyor, bilmem kaç numaralı polikliniğin önünde torununu azarlıyor, ama hep hastanede olmayı ısrarla sürdürüyordu.

 

Sonra geçen zaman içinde bu hastane turlarını yapanın sadece bu teyzem olmadığını böyle bir “grup” olduğunu farkettim. Hem de küçümsenmeyecek sayıda bir grup. Rahatsızlıkları vardı, ya dişlerinden ya bacaklarından ya da başka bir bölgeden doktorlara muayene oluyorlar, ilaçlarını alıyorlar ama bıkmadan, usanmadan viziteye çıkmaya devam ediyorlardı. Şikâyetlerinde haklıydılar, şikâyetleri vardı. Tedavi oluyorlardı. Doktorlar her seferinde kesinlikle emek veriyor ve gereken tedavilerini uyguluyorlardı ama bitmiyordu, bir türlü bitmiyordu...

Peki ama niye? Niye bitmiyordu, neden bir türlü tedavileri tamamlanamıyordu? Hiç olmazsa bir süre için! Çok merak etmiştim. Bana gelen hastalarda da bu durumu bildiğimden kendimce minik araştırmalar yaptım.

 

Yine o günlerden muayenehaneme gelen bir hastamla küçük bir diyalog örneği:

 

- Eveeeet geçmiş olsun, dolgunuz bitti. Nasıl, herhangi bir şikayet var mı?

- Hımmmmm, pek yok gibi...

- Nasıl yani, ağrı falan mı var?

- Yoooo, yok da sanki biraz şey gibi...

- Nasıl, yüksek mi hissediyorsunuz, isterseniz bir daha kontrol edelim?

-Yok yükseklik yok da... biraz şey... ne bileyim

- Hava alıyor gibi mi geliyor, sızlama falan mı var?

- Yok yok... ağrı sızı yok da biraz şey... ne bileyim tuhaf işte...

- Dilinizi rahatsız eden bir şey mi var? Hani bir çapak gibi falan?

- Yok dilim de rahatsız değil... neyse canım yeni ya ondandır... alışırım herhalde...

- Tabi ağzınız da yoruldu ya... birkaç gün geçsin hala şüpheniz olursa lütfen buyurun, gelin...

- Gelirim, gelirim diş çok önemli tabi...her şeyin başı....

 

Bu konuşma daha uzar gider hastanın memnuniyetsiz ifadesi hala saklıdır yüzünde. Şikayeti yoktur ama eksik olan bir şeyler vardır, peki ne?

Zaman geçtikçe ve tecrübelendikçe muayenehanedeki vaka ile o meşhur teyzenin ve diğer tüm teyzelerin, amcaların, hemen herkesin aynı eksiklikte olduğunu fark etmiştim.

 

Dolgusunu yapıyordum ama kızı hala evlenememişti, Dişini çekiyordum, ağrısı geçiyordu ama hala elektrik faturaları çok yüksek geliyordu, Protez yapıyordum ama hala kayınvalidesi ona fena davranıyordu, Muayene ediyordum ama hayat hala aynıydı.

Dolgu sadece bir semboldü. Umudun sembolü. O diş çekilirken aslında tüm haksızlıkların da bedeninden çıkarılmasını istiyordu, tüm ihanetlerin, tüm üzüntülerin, kaygıların, tasaların... Ama hepsinin yerinde durduğunu görünce bu sefer en azından gördüğü ilginin kıymeti çıkıyordu ön plana. Yarın tekrar yeni bir umut, yeni bir doktor ya da yeni herhangi bir şey...

Yunanca “Holos” kökünden gelen Holistik kelimesi, bütün, bütünsellik anlamı taşıyor. Yani tıbbi şifayı bir bütün olarak ele almak. Hastanın fiziksel yaralarının yanı sıra duygularını, ruhunu da şifalandırabilmek.

 

Bu bir sihirli değnek değil aslında. Çok kolay bir yöntem. İlk adımı sadece ama sadece “güler yüzlülükten” başlayan. Önce insan sonra doktor olduğumuzu hatırladığımız, zaten bize ait bir şey bu. Yeni bir kavram değil. Sadece biraz “unuttuğumuz” bir kavram.

Çünkü biz hekimler de aynı holistik yaklaşımı istiyoruz başhekimimizden, eşimizden, ev sahibimizden...

Biraz ilgi, biraz şefkat... başka bir şey değil istenen.


Dt.Turgay Köyağasıoğlu