GEÇMEKTE OLAN SINAV - 15 Aralık 2010

Yine sınav zamanıydı.. Bu seferki ders konumuz korkularımız..Duygular yoğun, en yoğunundan..
Bilinç, bilinçaltı, karmik... tüm katmanlarda korkulan herneyse yüzleşme, derin hesaplaşmalar..
Sağlık, maddi konular, ilişkiler... her ne varsa kaygılandığımız “kötüye gidiyor” olarak tanımladığımız bir dönem geçirdik..


Çözüm var mı? Tabi ki..

Yöntem: Filmi başa sarmak.. en başına. Bugüne getiren hemen herşeyi başa sarmak ..
Bazı bölümlerini belki de dehşetle izlemek.. bunu ben mi yaptım dercesine.. bu filmdeki ben değil miyim yoksa, kim bu?
Geçmişimizi artık bir daha tekrarlamamak üzere geri sarmak..evet bazen sancılı, bazen göz yaşartacak kadar iç acıtan.. ama gerekli.. dönem ödevi.. illaki...

Kanaat notu yok yine.. değişim ve dönüşüm.. kaçınılmaz..
İçindeyken sıkıntılı, isyan ettirecek kadar, bazen ben yokum dedirtecek kadar..
Zihnin ve kalbin savaşı..

Kalbin tüm haykırışlarına rağmen zihnin bırakamadığı kalıpları.. “geçmiş” denen -her geçen gün minik bir tümsek olarak başlattığımız zamanla tepe, dağ haline getirdiğimiz- zihin oyunlarımızın perdemizde kendini izlettirmesi.. illüzyonun intikamı.. asıl amaç acı çektirmek değil.... sadece farkettirmek..

Çıkış yolu yine yürek.. inanç, olana değil olacaklara odaklanmak.. bu sürecin sınavı..
Kilo kaybettik, kilo aldık, birgün çok iyi, bir gün derbeder bir duygunun sallantıları ile zaman, mekanı unuttuk adeta.. ben nereden gelmiştim, nereye gidiyordum dercesine... Birbiriyle taban tabana zıt duyguları peşpeşe yaşadık, sevgi-öfke, aşk-nefret, umutsuzluk- coşku, yin-yang, yin-yang.......

Tüm akıl oyunlarının filmin en başına sarılması kaydıyla gözden geçirilme şansının verildiği bir dönem.
Çok güçleniyoruz..
Kendimizle hesaplaşmak; kendimize kızmak ve cezalandırmak demek değil ya da kimseye kızmak ve cezalandırmak da değil.. dönüştürmek.. senaryoyu tekrar yazmak için.. aslında asıl senaryoyu hatırlamak için..yüreğin gerçeğinin zihnin labirentleri arasında kaybolmasına artık izin vermeyerek...
Dönüştürülecek duygu korku, öfke.. dönüşecek duygu şefkat ve zerafet..
Güçlü ve zarif.... sağlam ve naif
Hayatımızın önemli bir hasat dönemi... Başlangıçtan bu yana hayatımızdaki tüm insanları, tüm olayları, yaptıklarımızı, yapılanları bir daha değerlendirme dönemi...
Bu şans tekrar verildi.. kaos zannettiğimiz fırsat... bitiş sandığımız asıl başlangıç...
tekrar sunuldu... bu sefer gerçek bir öğrenme süreciyle...
İllüzyonun mağlubiyeti... yüreğin mutlak galibiyeti ile bitecek asıl senrayo..hep vardı.. hep oradaydı ... onu göremeyenelere “görme” fırsatı verilmesi ne güzel.. ne mutlu..

Bunu hala sıkıntı zannedişlerimiz, illüzyonun perdelerini aralayamayışlarımız, zehrini akıtamayaşımız, kendimize ve sevdiklerimize çektirdiğimiz acı... bitiyor... eğer görmeye başlarsak, görürsek...
Görmeye başlayınca bu planın gerçeğini yaşayacağız, hep birlikte.... öğrenmiş, güçlenmiş bir şekilde... hep.. ve daima..
Kendimiz olma sınavına o kadar yakınız ki.. kendimiz olma fırsatı o kadar yakınımıza gönderildi ki...
“Görün” dercesine ve bu emaneti koruyun, saklayın, tüm ömrünüz boyunca...
Kendi hediyelerinizi kabul edin lütfen, o kadar hak ettiniz ki..
Hayal edin, tüm kalbinizle... beklentisiz bir şekilde sadece hayal edin..yürekten...
Sizin hayalleriniz, yüreğinizin gerçeği.. 
Hiçbir hayalkırıklığı hayallerinizin önüne geçemez...

Hayal edin ve emek verin, ileriye doğru... bir adım bile yeterli.. adım adım.. artık geriye değil.. sadece ileriye adım.. attığınız her adımın gururunu yaşayın... her adımınız, her emeğiniz o kadar değerli ki.. yeni yürümeyi öğrenen bir bebek gibi.. heyecanla... belki de şen kahkalar atarak.. minik bir adım... ama o kadar değerli... emek.. bir o kadar kutsal.. yüreğinize doğru atacağınız her adımda adımlarınızın nasıl güçlendiğini, nasıl koşabilir hale geleceğinizi göreceksiniz... varmak istediğiniz yere çoktan gelmiş olduğunuzu farkedeceksiniz... varmak istediğiniz yeri biliyorsunuz değil mi? Onu sizden başkası bilemez, anlayamaz... anlaması da gerekmez... akıl verenler çok olacaktır, yapma diyenler, uyaranlar... ama bütün bunu konuşan herkes akşam evine gider.. siz, sizinle başbaşa kalırsınız... işte o zaman.....
İşte o zaman kalp sızlar, gönül ağlar... yapmayalım.. artık yapmayalım.. bir daha hiç...

Akşam herkes evine gidince siz Yuva özlemi ile değil Yuvadaki diğer güzel günün özlemi ile oturun... yine bugün gibi bir günün özlemi ile... zaten yaşanan bir güzelliği fark ederek, hediyelere teşekkür ederek.. hediyelerinizi fark edip, kabul ederek... şükrederek...
2011 dönemeç....  2010’u nasıl sonlandırdığımızla ilgili bir dönemeç..

2011; hesaplaşmalarımızı yapıp, artık görebilenlerimiz için hediye... hem de büyük hediyelerle geliyor.. Noel babanın torbasına bile sığamayacak kadar büyük, ancak yüreklerde taşınabilecek kadar büyük..emek veren yüreklerin hediyeleri geliyor...
Emeğin kutsiyetini “benim doğrumdan başka doğru yoktur”larla görmezden gelenlerimiz için daha geç değil, daha 2012 var, 2013 var...2014 var... nasıl olsa bir yıl gelir böyle düşünenlerimizin de hediyeleri!!

Gelin 2011’e emeklerimizin haklı karşılığı olan hediyelerimizi kabul ederek başlayalım.
Hayallerin asıl gerçekler olduğunu hatırlayan siz Can’ların hediyelerinizi alırkenki mutluluğunuzu hayal ediyorum...

ki OL’sun...


Dt.Turgay Köyağasıoğlu