HAYATIN ANLAMI - 24 Mart 2011

.... Nedir?... nedir sizce?

Nedir hayatın amacı, anlamı?

Çok yüksek çıtalarda aramaktan göremediğimiz o basit, sade anlam: haz duymak, mutlu olmak, iyi hissetmek... o kadar.

İyi hissettiren ne varsa; insan, meslek, hobi, çevre, şehir, ev... her ne ise..

Kendiniz olabildiğiniz herşey. Yaradanın size armağan ettiği donanımınıza uygun, size akış sağlayan herşey ve herkes. Hayatın anlamı bu kadar basit. “An” denilen o dokunuşun içinde kendiniz olabileceğiniz her durum. Bedeninizin kendi hormonlarını yeterli bulduğu herşey. İlave ilaç, destek hiçbir şeye ihtiyaç duymayacağınız, bedenin mutlu hissettiği ne varsa o “an”; hayatın anlamını yaşıyorsunuz demektir.

Bunun mesleklerimiz ya da “dünya misyonumuz”la hiç bir ilgisi yok. Bazen bu kavramları karıştırıyoruz. Hayatımızın amacını bu dünyaya geliş nedenimiz ya da mesleki kariyerlerimizde arayıp bulmaya çalışıyoruz. Bunlar çok farklı şeyler.

Dünya misyonu bu plandaki yönlerimizin toplamı. Hayatın anlamı ise sadece mutlu olabilmek. An’lık dahi olsa coşkuyu hissedebilmek. Tüm hücrelerimizin desteklediği “mutlu olma” halini yakalamamız... o kadar. Başka hiçbir şey yok. İçinde derin anlamlar içermiyor. Büyük laflar yok, komplike öğretiler yok. Sadece keyif alabilmek var. Sonrası ve öncesi yok. Eğer o duyguyu yakaladıysanız o an için hayatın anlamını yakalamışsınızdır. Yaşam amacınıza ulaşmışsınız demektir. Bir sonraki an’a kadar.

Hayatın amacı biz komplike hale geldikçe ve getirmeye çalıştıkça uzaklaşır. Biz zor zannettikçe zorlaşır hatta imkansızlaşır. Çünkü ne yetenek gerektirir ne de bilgi. Hiç bir şey gerektirmez. Gereklilikler yoktur içinde. Genel anlam ve kavramların hiçbiriyle bağdaşması gerekmez. Sizin için mutluluk verici olması yeterli. En sade en kolay olandır. Çabaya ihtiyaç yoktur. Bedel gerektirmez. Zaten hediye edilmiştir.. sadece yaşanması için. Zaten hak edilmiştir ki yaşıyoruz...

Kolunuzun diyeti yok, birileri için birşey yapmanıza gerek yok. Sadece mutlu ve huzur dolu musunuz? O kadar...”an”dasınız ve hayatın anlamındasınız. Hayat amacınızı yakalamışsınız.

Herşeye rağmen’siniz, eğer’sizsiniz, hiçbir şey zannedilensiniz, sizsiniz, kendinizsiniz ve İlahisiniz o an. Donanımınız size sizin hayat amacınızı her an hatırlatır. Öfkeli iseniz çok uzaksınız, üzgünseniz çok uzaksınız, hastaysanız çok uzaksınız, utanıyorsanız çok uzaksınız, dışlandığınızı düşünüyorsanız çok uzaksınız... Mutlu olmanın yöntemlerini öğrenmek için birilerine soruyorsanız çok uzaksınız, onay bekliyorsanız çok uzaksınız.

Gülüyorsanız çocuklar gibi kayıtsız, o an; hayat amacınızın içindesiniz. Kahkalar attığınız an; içindesiniz. Gülmekten gözlerinizden yaşlar geliyorsa; içindesiniz.

Tam içinde... bu kadar sade ve kolay. Eğer ki hala gülmenize engel olduğunu belirttiğiniz gündem maddeleriniz varsa hayatın anlamından daha da uzaklaşıyorsunuz demektir. Eğer “şunlar, şunlar bir tamamlansın, ondan sonra gülerim ya da mutlu olurum”lardaysanız “amaç”tan koşarak uzaklaşıyorsunuz demektir. Bırakın herkes kendi hayat amacını yaşayabilsin. Kimsenin bir başkasının amacıyla uzaktan yakından ilgisi yoktur.

Sadece siz bilebilirsiniz, sizin için o duyguyu verenin ne ya da kim olduğunu.. kimse bilemez.. sadece zanneder. İster istemez kendi amacıyla özdeşleştirir ve sizi kendi eksenine bilerek ya da bilmeyerek davet eder: İşte kendi amacınızdan koşa koşa uzaklaşmanın bir şekli daha...

Hayatın amacını yakaladığınız an; zaman durur. Zamanın nasıl ve ne şekilde geçtiğini anlayamazsınız. Tarih bilgisi yoktur. Mekan, adres bilgisi de yoktur o an.

O “an”; “Yuva”dır. Her yer “Yuva”dır. Beden yoktur, sınır yoktur...

”Yuva” sizsinizdir. Ne mutlu; hayatın anlamını yakalayabilmek için daha sonsuz “an”lar sunulmuş. Kaçırdığımız, ıskaladığımız “an”lara yerinmek yerine bu sonsuz hediye pınarına şükredelim.

Her daim, her an. Ömrü tek bir senaryo olarak görmek yerine, binlerce, milyonlarca... sonsuz “an” senaryosunun keyfini çıkarmak, sonsuz filmde başrol oynamak.. Başkalarının filmlerinin figuranlığı yerine, kendi filmlerinizin başrolünü oynamak.. ve hep mutlu sonla biten filmlerde.. kendi senaryo, kendi yönetmenliğinizde, “an” da.

Hayatımın anlamını yakalamaya çok yakın olduğum anlardan biri bu an, bu satırları yazarken...

Zaman durdu... mekan.. neresi?.. bilmem ne fark eder... Mutluluk ve coşku duyuyor muyum?... evet. Kim okuyacak ve ne yorum yapacak..? bilmem.. ne önemi var ki... ben beğendim mi yazdıklarımı?... evet.. tamamdır... galiba yaklaşıyorum, galiba öğreniyorum...

Sizi çok seviyorum.........

Dt.Turgay Köyağasıoğlu