KARMA - 28 Ocak 2010

Karma, bu plana geldiğimizde yanımızda bize emanet edilen sepet olarak özetlenebilir. Hepimiz bu dünyaya geldiğimizde, bedenlendiğimizde sepetimizde birçok ürün getiririz.

Sepetimize konulan bu ürünlerin bir amacı vardır. Bu planda deneyimlememiz için itina ile yerleştirilmiş ürünlerdir bunlar.

Bir çeşit sınav tadında bu ürünleri nasıl kullanacağımız özenle izlenir. Kimi işiyle, kimi sağlığı ile, kimi sevgiyle, kimi ilişkileri ile sınanır bu sınavda.

Bir başka planda diğer sınavları yaşamaktayızdır zaten. Bu plana her seferinde farklı bir senaryo konur. Mükemmel yaratıcılığın düzenlediği sonsuz seçenekli bir oyun gibi.

Hepimizin sepetindeki ortak ürünler, can, nefes, akıl ve özgür iradedir. Ama diğer ürünler değişir.

Bu sepette iyi-kötü kavramı, pozitif-negatif anlamı yoktur. Evrensel tüm gerçekler vardır. Mutlak gerçek... 'Hakikat'

Biz dualiteyi sınadığımız ve sınandığımız bu gezegende iyi-kötü gibi değer yargıları ile (öğrenmişliklerimiz ile) kategorize ederiz bu kavramları.

Negatif kabul ettiğimiz değerlerin, pozitifin dengeleyicisi olduğunu, olmazsa olmaz olduğunu çoğu zaman unuturuz. Kötü kabul ederiz, zararlı, sakıncalı vs. Bertaraf etmeye çalışırız hep. Hep hayatımızda pozitif, 'iyi' şeyler olmasını isteriz ve dileriz. Kötüyü yaşamadan iyinin ne olduğunu anlayamayacağımızı kabul etmeyiz çoğu kez. Sağlığın idraki için hastalığın varlığını kabullenmeyiz çoğu kez, neredeyse hiç.

Yarısını severiz şu dünyanın yarısını reddederiz. Güneşi severiz, fırtına, selden nefret ederiz. Yardımsever insanları severiz, bencil insandan köşe bucak kaçarız. Doğuma kutlama yaparız, ölüme ağıt.. Hakikati kabullenmeyiz, erteleriz çoğunlukla. Bu durumu kaldırabileceğimiz güne kadar erteleriz. O gün de pek gelmez. Hep erteleyebileceğimiz daha büyük dalgalar gelir sanki karşıdan.

Sevdiklerimiz için sepetteki ürünlerin ağırlığını taşımasınlar diye destek oluruz. Bazen daha ileri gider sepetlerini biz taşırız. İlkokula giden çocuğumuzun çantasını taşır gibi. Aman o yorulmasın diye. Şunu gözden kaçırırız; her zaman kötü-fena şeyler yoktur ki o sepette.

İlgili kişinin öğrenebilmesi ve kendini geliştirebilmesi için konulan ancak 'dert olarak gördüğümüz' ürünler dışında nimetler de vardır o sepette. Biz o çantaları, sepetleri taşımaya yeltendikçe hayata dair duruş gücünü de alırız ellerinden oysa. Ama ne fark eder. Bunu bilsek bile;

-Aman canım, seneye öğreniverir dercesine çıkıveririz işin içinden. 

Sınavda kopya vermek değil başkası için sınava girmektir bu adeta. Ama günün birinde - ki o gün mutlaka gelir - hayata dair bir sıkıntı çektiğinde o sınava niye girmediğinin hesabını sorarız ondan sanki onun yerine zorlukları aşmaya sözde yeltenenin biz olduğumuzu tamamen unutarak.

İşte Karma dediğimiz olgu, bize zaman-mekan boyutsallığından öte tüm Akaşik kayıtlarımızın dosyalandığı ve 'bu hafta sinemamızda şu film var' dercesine bize başrol teklifi yapıldığı tüm Oskar'lardan daha Oskar adayı kutsal bir senaryo...

Karma'yı bir başka cepheden incelersek:

Karma 'Kader' anlamına mı gelir? Karma ve kader kelimeleri ve anlamlarına bir göz atalım. Ama daha önce iki önemli kavram daha; Tasavvuf diliyle tanımladığımızda 'İrade-i Külliye' ve 'İrade-i Cüz'iyye' 

Külli İrade ve Cüz'i İrade..

Külli İrade, Allah'ın belirlemiş olduğu -değiştirilemez- iradedir. Yani doğacağımız, öleceğimiz gün bellidir. Bir başka tanımla değiştirilemez 'kaderimiz'dir. Cüz'i İrade ise, Allah'ın kullarına bahşettiği 'Özgür İrade'leridir. Seçim yapabilme ve hayata geçirebilme özgürlüğüdür. Yaşayacağımız şehri seçmek, yapacağımız işi seçmek gibi.. Külli İrade'nin sınırları son derece net ve değiştirilemez olduğu halde Cüz'i İrade değişir, değişebilir. Her An. Tabi ki her özgür seçim beraberinde yeni seçimler yapmak zorunda kalacağımız yol ayrımlarını karşımıza çıkaracaktır.

Burada halk arasında Kader olarak tanımlanan kelime Külli İrade'ye karşılık gelir. Yani değiştirilemez irade, alın yazısı. Bu bağlamda Kader'i Karma ile karıştırmamakta fayda var. Karma kaderden farklı olarak bize hazır bir senaryo olarak verilmiş olsa da değiştirilebilinir. Aynı Cüz'i İrade gibi özgür irademizle vardığımız kararlar sonrasında geldiğimiz seçimlerimizi değiştirdiğimiz gibi.

Burada Karma'nın farkı, değiştirmek istediğimiz senaryonun sadece tek bir kararla hemen ve tamamen değiştirilemeyeceği bilgisidir. Yani Karmik değişimler bir süreç alır. Bir yol ağzına gelip sola mı döneyim, sağa mı döneyim kadar tek bir kararlık değildir. Çünkü; Karma bu planda tüm planlarımızdaki (paralel evrenler) senaryoların bir bileşkesidir. Hepsiyle etkileşim halindedir. Geçmişle de gelecekle de.. 3. boyutla da 4. ve 5. ve tüm boyutlarla da...

Çoğunlukla duyduğum,

-Karmalarımı temizlettirdim, sözünü gülümseyerek izliyorum. Bilmemkime gittim ve Karma'larımı temizledi... Kışa hazırlanırken kuru temizleyiciye verilen 4-5 parça tayyör tadında söylenen bu söz konuyu ne yazık ki biraz indirgiyor. Karma boyutsal bileşkesi ile biraz karmakarışıktır (Adını da oradan alıyor herhalde)

Şaka bir yana Karmik bir konunun birden fazla sebebi başka bir söylemle birden fazla kesişen domino taşı vardır. Mümkün olduğunca ilk domino taşına ulaşabilmeye çalışmak esastır. Terapilerde alıcının gerçekten dönüştürmek istediğinin ne olduğunu 'tam anlayabilmek' terapistin en önemli görevidir. Alıcıdan alınan bilgiler bu anlamda çok önem arz eder. Gerçekten ne istiyor ya da istemiyor. Bunu bazen alıcı bile tam anlayamamıştır ki çözsün..

'Korkularım şifalansın' gibi genel bir talebin bileşkelerini düşünebiliyor musunuz?

Korkulara dair tüm Akaşik kayıtlar, tüm bilinçdışı kalıplar... Ne zor!

O halde öncelikli korkunun ne olduğundan ve neye karşı ve nasıl geliştiğinden başlamakta fayda var. Aslında sistem çok net ve sade çalışıyor. Yeter ki doğru soruyu sormayı bilelim. Cevap her zaman hazır. Karmik Terapi çalışmalarında doğru soruyu sorabilmek daha da önem arz ediyor bu anlamda..


Dt.Turgay Köyağasıoğlu