ÖĞRETMENLER - 24 Kasım 2010

Çocukluğumda "öğretmen" denince ilkokulda bize ders anlatan kişi gelirdi aklıma sadece.
Şefkatli ilkokul öğretmenim Sabahat Hanım..
Allah rahmet eylesin...Üzerine yıldızlar yağsın.

24 Kasım’larda haykırırdık çığlık çığlığa tüm sınıf, hep bir ağızdan:

Öğretmenim canım benim, canım benim
Seni ben pek çok, pek çok severim
Sen bir ana
Sen bir baba
Herşey oldun artık bana.....


Dersteki çabasının yanısıra; sıraya ıslatana da o koşardı yardıma, evde sorun yaşayana da..yani tek kelime ile "mükemmel" bir varlık..

Sonra ilkokulun biraz daha ileri sınıflarındayken öğretmenimizi ağlarken gördüm birgün.Sordum. Kızı ile ilgili sıkıntılarını anlattı yüzeyden.. çaresizdi..

Nasıl yani?  Öğretmenimiz insan mıymış?
Ağlıyor, üzgün, hem de çaresiz.. olamaz ki böyle birşey
İnsanmış, o güçlü kadın da insanmış, korkuları varmış, tir tir titrermiş, başa çıkamadığı şeyler varmış.

Önce hayal kırıklığıydı yaşadığım; ben kime güvenmişim bunca yıldır diye.. Sonra hissetmeye başladığım ise; "sevgi", gerçek sevgi, Tanrısallaştırmadan, insani, daha sıcak, daha samimi, sahici
Tapmadan, severek, gönülden severek..

Sonraki öğretmenlerime bu sahicilik inancıyla yaklaştım..bazılarında oldu.. bazılarında olmadı..


En başta çekinilen, hatta korkulan, "taktı bana aabi" denilen kişilerdi bu sınıflarda bize öğretmenlik edenler.
Öğretmenliklerini ders anlatmaktan ibaret zannederdim. İnsanı, kendimi tanımama yardımcı taraflarını hiç görmedim. 
Sadece ders anlatan, kızan, bazen şaka yapan sonra da not veren kişiler haline geldi yine "öğretmenler" benim için.
Çoğunlukla da sevmedim, bana duymak istediğim şeyleri söylemiyorlardı çünkü.
Bir sorunun cevabını farklı bir yoldan bulmamı kabul etmiyorlardı. İlla x eşittir bilmem ne formülünden gitmeliydim. 
Gitmeyecektim işte bana ne, ben daha kolayını bulmuştum bana ne..
Bir didişme, bir inat..Didişdiğim tüm konularda olduğu gibi yine sıfır alıyordum. Kocaman bir sıfır.
Tüm emeklerimin sadece bir sıfırla değerlendirilmesi beni çileden çıkarıyordu. 
-Nasıl sıfır yaa, nasıl sıfır yaa, sensin sıfır..

Yıllar geçti..
Hele fakülte..zaten niye girdim, benim burada ne işim var sorgulamalarından yorgun düştüğüm bir okul.
Artık öğretmen lafı çoktan geride kalmış, hocam aşağı, hocam yukarı..
Köprü... dayı söylemleri..içimden "öl" derken dışımdan "aman hocam ne de güzel takdir buyurdunuz" beyanları, sahte saygılar, sözde kabullenişler.
Bir aydır uğraştığım dönem sınavım olan diş protezini “ne de güzel yere atıp ayağınızla çiğnediniz, aa bu arada pabuçlarınız yeni mi, pek beğendim” duruşları..
Kötüydüler işte yaa, kötü. beni anlamıyorlardı.. halbuki ben....
vs. vs.vs..lerle geçen yıllar..

Mezuniyet sonrası muayenehanemde sonradan fark edişler, sadece takdirle değil tekdirle de ne çok şey öğrettiklerinin idraki..

Artık iş hayatında bir kişi olarak "öğretmen" mefhumunun bittiğini zannedip, hatta derin bir "ohh" çektim. Artık sınav yok, not yok..
Hatta hala rüyalarda kabus tadında ilkokul sıralarında olduğumu görüp, ter içinde uyanmalar..

Öğretmene ve öğrenmeye karşı bilinçaltında kalan korkular..

Bütün bu korkulara rağmen öğretmene karşı sevgi duymak?
Çelişki..
Korktuğumuz bir şeyi sevemeyiz ki..

Nasıl olacak bu iş?


Bana ilkokul öğretmenim gibi davranırsa severim, öyle davranmazsan kızarım..
Pazarlık..
Koşullu sevginin ağa babası..

Yaşam tüm detayları ile öğretmen..
Daldaki çiçeği ile, yan komşunun havlayan köpeği ile, simitçisiyle, hepsi ama hepsi öğretmen.
Bizim için, kendileri için öğretmen..
Kendimizi tanımamız için fırsat, şans.. hem de büyük şans..
Kızıp yok saymak hala bir seçenek..aslında tanıdık hatta bazen çok kolay bir seçenek..

En zor ders: Öğretmenin tahtaya konu başlığı olarak sizin isminizi yazdığı ders..aslında her ders gibi..
Kendi ismimizi görünce korkuyoruz. Çünkü nasıl başaçıkacağımızı bilmiyoruz. Derslerin bize anlatıldığını zannediyoruz, bizi anlattığını görmüyoruz..

Ne çok öğretmen geçti hayatımızdan, ne çok öğreten oldu, ne çok öğrettiğimiz..
Öğrenemediklerimizin bütünlemeleri nasıl hayat boyu karşımızdaydı "artık öğren" dercesine ve biz onlara ne çok kızdık.
Bilgimiz yeter sandık, öğrendiklerimiz artar sandık. Öğrendik sandık, öğretmeye kalktık..
İşin kutsiyetini unuttuk, bu plana indirgemeye çalıştık, sığmadı, sığamazdı..
Yukarıda ne varsa aşağıda aynısı..
Genişlemeyi unuttuk bazen, genişletmeye çalışanlara kızdık, yaraladık, yaralandık..
Yeter sandık, bu bana yeter.. nereye kadar, kime kadar yeterdi ki?
Öğrenemediklerimizde, tosladığımızda öğretmene kızdık, sisteme kızdık, bazen posta koyduk, diklendik..
Kader dedik, lanet ettik kimi zaman..
Hep zor soruyorlardı be..
Hiç bildiğimiz yerden gelmiyordu sanki sordukları.
Bildiğimiz yerden sorsalardı severdik öğretmenlerimizi, ama başka yerden sorarlarsa başkalaştırıyorduk onları.Bizden, benden olmuyordu sanki.
Tam bendim oysaki, tam onikiden ben..
Unutmak istediğim dersleri hatırlatan öğretmen gerçek öğretmendi. Saygıyı hak eden. 
Torpille değil, öğrenerek, bilerek geçmek vardı sınıfı işin sonunda çünkü.
Zor gibi gelen buydu, isyan ettiren...

Bir an için düşünün; size öğretecek, öğretmenlik yapacak kimse kalmadığını çevrenizde. İstesiniz de olmadıklarını ve bir daha hiç olmayacaklarını.
Sen herşeyi biliyorsun ya; buyur hayat senin, ne yaparsan yap dediklerini.. düşünün.
Size sizle ceza vermek gibi.. Notsuz, puansız, disiplinsiz gerçek ceza.. en ağır ceza.
Öğretmenim canım benim, canım benim yok artık, sadece şarkılarda kaldı..düşünün iyi olur muydu dersiniz?
Ben öğretmenlerimi istiyorum.
Öğretenleri..
Onlara klasik saygı kriterlerinin üzerinde gerçek saygıyı hissetmek istiyorum..
Beklentili öğrenciliğimi affediyorum, tüm öğretenleri onurlandırıyorum. 
Becerebildiğim kadar. Onurlandırmaya devam edeceğim, hiç acelem yok..


Hayatımda bana öğretmenlik yapan tüm öğretmenlere tüm kalbimle ama tüm kalbimle teşekkür ediyorum..
Onları affediyorum, yani kendimi affediyorum..
Yüreğimi acıtarak yüreğim olduğunu hatırlatanlara şükrediyorum..
Yüreğimi acıtmadıklarını, asıl kendi kendime yaptıklarımı bana gösterdikleri için onlara teşekkür ediyorum.
Beni bana öğretenlere şükrediyorum.

Ruhumu görene teşekkür ediyorum. Ruhumu gösterene teşekkür ediyorum. 
Artık aynaya bakabiliyorum.
Ne güzelmişim.
Ne derin, ne sevgi dolu, ne kadar hatalı ve ne kadar insan..
Aynaya bakmayı öğretene teşekkür ediyorum.
Kendimi gösterene şükrediyorum.
Kendimi sevdirene şükrediyorum.
Öğretmenime şükrediyorum.
Onu hissettikçe içim titriyor.
Saygıyı hissediyorum.
Gerçek sevgiyi.
Aşkı..

Tüm öğretmenlerimi ve öğretmenliğimi onurlandırıyor, önlerinde saygıyla eğiliyorum.


Yaşasın..
Yarına öğrenecek ve öğretecek ne çok şey var... 


Dt.Turgay Köyağasıoğlu