ÖTE TARAFTAN MEKTUP

Ben ve arkadaşlarım bu bedeni seçerken bize dünya adlı oyun sahnesinde ‘kader’ başlıklı bir senaryoyu canlandıracağımız söylenmişti. Yaşam dedikleri sahnede hepimize roller biçilecek ve biz o rolü tüm gerçekliği ile yaşayacak ve yaşatacaktık. Buradaki mesajın anlamlı olduğu, tesadüfi olmadığı değişik şekillerde bize defalarca anlatıldı ve biz “kabul”le bu oyun sahnesine indik.


Başlangıçta herşey anlatıldığı gibi anlamlı, değerli ve bağlantılıydı. Üzerimize giydiğimiz roller bazen bizi sıkıyor, yoruyor olsa da bu oyunun oynanmasındaki derin anlamı hatırladıkça kabul edilebilir hale geliyor ve yeni sahnelere hazırlanıyorduk. Sahnelerden biri de ‘askerlik’ dedikleri bir sahneydi ve özellikle tanımlayamadığımız bir heyecan ve gururla bu sahneyi yaşamaya başladık.

 

Arkadaşlarımızdan bazısı zorlandı, bazısına haz verdi, heyecanlandırdı genelde .. zor sahneler olsa da altından haklı bir gururla kalkabildik. Gururlandık, onurlandık, hüzünlendik, coştuk...öğrendik. Senaryoda bu perdede düşman adını verdikleri diğer arkadaşlar da vardı. Onlar da heyecanlı, tedirgin, onurlu ve birçok değişken hallerle yaşadılar ve yaşattılar rollerini. Bunların bütününde hepimizin derinlerde bildiği bir anlam ve erdem vardı. Kabul edilebilir ve gerçekleştirilebilirdi.Ta ki o güne o nan kadar...


O gün ‘kalleşlik’ dedikleri bir halle karşılaştık. Bu senaryonun parçası değildi. Evet; perdenin sonunda ölüm dedikleri aktör illa ki sahneye girecekti ama bu şekilde değil. Bu tanıdık değildi, programda bu duygu, bu hal yoktu. Bu senaristin yazdığından, rejinin uyarladığından başka bir haldi. Tüm oyuncu arkadaşlar duraladık. Bu sabotajı neden yaşadığımız anlamak istercesine birbirimize baktık, gözlerimize, derinlerine.... anlayamadık. Gözümüzün ucuyla baktığımızda ‘düşman’ dedikleri arkadaşların da aynı halde olduğunu gördük. Plan bu değildi, kontrat böyle değildi.


Kimdi bu sahneleri karıştıran, akışı bozan, mahveden... Benim ve arkadaşlarımın bu sahneden sonra başka sahneleri de vardı. Birisi evlenecekti sonbahara, biri doğacak çocuğunu alacaktı kucağına, biri birikmiş borcunu ödeyebilmek için ikinci bir işe girecekti,diğeri şeker hastası olacaktı, diğeri yazar, bir diğeri çizer... Bunların hepsi imzaladığımız sözleşmede vardı ama ne bizim ne de diğer arkadaşların  bu oyundaki bu müdahaleden haberi yoktu.


Şu an araftayız ve bekliyoruz.. Kimseyi suçlamak için değil ama anlamak için, anlayabilmek için. Anlamaya çok ihtiyacımız var, buna hiç kuşkusuz hakkımız da var. Bizlerin gelecek sahnelerdeki yaşayacaklarımıza ve yaşatacaklarımıza kim ya da ne engel oluyor.


Kim bu hakkı kendinde görebiliyor? Bunun cevabını almadan bizi bekleyen ışığa dönüş yok. Anlamadan ve bunca yıllık sahnelerimizin anlamını, ne için, neye değer olduğunu görmeden ışığa dönüş yok. Dünya dedikleri oyun alanı kimsenin senaryosunda değil demişlerdi bize, kimsenin haddi değil.. Eline silah alanı değil aldıranı arıyorum... Kendinde bunu hak göreni arıyorum. 


Bu senaryoyu bu hale getirenleri arıyorum. Gerçek ‘kalleşleri’ arıyorum. Şu cümleleri söyleyip ışığıma dönmek için:


Bize yukarıda herşeyi öğreneceğimizi söylediler. Yaptıklarının etkisini sana da yapıldığında öğreneceksin, bunu öğrenmeden oyun bitmeyecek dediler. Sen ya da senler her kimseniz buna müsade eden, bunu tetikleyen, buna hazırlayan şu an umrunda olmayan herşey bir şekilde seni de içine alarak yeni perdeye geçilecek. Oyun bitmedi daha. Bunu insanlık senaryosunu daha da mahvetmeden hatırla...hatırla ki gerçek rolüne dön artık. Dönmezsen, dönemezsen bu plan ulaşacabileceğini zannettiğin hiçbir mevki ya da sıfata seni taşımayacak. Bu sedece senin senaryon ..ve gerçek değil...anla artık. Bu bir tehdit değil bu bulunduğumuz yerden sana ve size bakarken tüm şefkat ve merhametimizle seslendiğimiz bir hatırlatma sadece. Buradan görüntünüz sizin aynada gördüğünüzü zannettiğiniz gibi değil.... İnan hiç değil. Bunları yaşarken ve yaşatırkenki halleriniz zannettiğiniz gibi güçlü, doğru, cesur değil... Aksine aciz. Kendinize bunu yapmayın. Gerçek senaryodan niye bu kadar korkuyorsunuz. Niye sayılabilmek için tek yolun bu olduğunu zannediyorsunuz hala. Bundan önce de sizin gibi bunu zannedenler oldu. Dünyanın bütününü savaşa soktular...ne oldu? Olmadı ve olamayacak. Gerçek senaryo bunu yazmıyor çünkü. Bunu anlamak için illa ölmek gerekmiyor, duy artık, duyun artık. 


Suçlu aramayın artık. Suç da yok, ceza da; hatırlayın artık. Bunlar sizin senaryonuzun terimleri ve manipulasyonları, asıl senaryoda böyle replikler, sahneler yok;  görün artık.. Ben Türk askeriyim. Şu an araftayım. Anlamak için, anlayabilmek için bekliyorum, sabırla, merhametle, şefkatle... Bu oyundaki gerçek rolümü görebilmek için, neye değer olduğunu idrak edebilmek için bekliyorum.


Işık beni bekliyor, bu sorularımın cevabını alana kadar, beni sonsuza kadar beklemeye hazır.


Benim vaktim var.


Sizin var mı?

Dt. Turgay Köyağasıoğlu